
Tescilli yapıya yapılan çağdaş eklerin taklit değil, okunabilir olması gerektiğini savunuyoruz. Nedenini anlatalım.
Tarihi bir yapıya müdahale ederken en sık karşılaştığımız istek şu: "Yeni kısım da eskiye benzesin, fark edilmesin." Bu isteği anlıyoruz ama doğru bulmuyoruz. Nedenini birkaç maddede açıklamak istiyoruz.
Yapı bir belgedir
Tescilli bir yapı yalnızca güzel bir nesne değil, bir dönemin yapım tekniğini, malzeme olanaklarını ve yaşam biçimini gösteren bir belgedir. Yeni eklenen bir parçayı eski gibi göstermek, bu belgeyi tahrif etmek anlamına gelir. Yüz yıl sonra o yapıyı inceleyen biri, hangi parçanın özgün olduğunu ayırt edemez.
Taklit, çoğu zaman kötü taklittir
Özgün taş işçiliğini bugünkü koşullarda birebir üretmek hem çok pahalıdır hem de zanaat bilgisi çoğu yerde kaybolmuştur. Sonuçta ortaya, uzaktan benzeyen ama yakından baktığınızda niteliksiz kalan bir yüzey çıkar. Bu, özgün dokuya yapılan en büyük haksızlıktır.
Peki ek nasıl olmalı?
Ayrışan ama saygılı. Bunu üç ölçüde kuruyoruz: kütle olarak mevcut yapıyı gölgede bırakmayacak, malzeme olarak kendini belli edecek, detay olarak mevcut dokuya fiziksel olarak mümkün olduğunca az dokunacak. Çelik, cam ve ahşap bu üç şartı genellikle sağlıyor.
Geri alınabilirlik
İyi bir çağdaş ek, gerektiğinde sökülebilmelidir. Tophane'deki sergi projesinde yeni yapının tamamı bağımsız bir iskelet üzerinde duruyor ve özgün duvara hiçbir noktada yük aktarmıyor. Yarın daha iyi bir çözüm bulunursa bugünkü müdahale iz bırakmadan kaldırılabilir. Koruma, kalıcı olma iddiasından çok bu alçakgönüllülüğü gerektiriyor.
İlgili Yazılar
Bir yarışma projesi altı haftada nasıl ilerliyor?
Kütüphane yarışmasında tuttuğumuz günlükten: fikirden teslime kadar altı haftanın kırılma noktaları.
Oku
Dokuz kişilik bir stüdyoda çalışma kültürü
Pazartesi masası, cuma yürüyüşü ve çizim arşivi: stüdyoda yıllardır değiştirmediğimiz üç alışkanlık.
Oku