
Bir mekânı hatırlanır kılan şey genellikle biçimi değil, gün içinde ışığın orada nasıl davrandığıdır.
Bir mekânı ziyaret ettikten aylar sonra aklınızda kalan şey nadiren planıdır. Genellikle bir duvara düşen ışığı, bir pencerenin derinliğini ya da öğleden sonra uzayan bir gölgeyi hatırlarsınız. Bu nedenle stüdyoda ışığı bir efekt olarak değil, ilk malzeme olarak ele alıyoruz.
Önce yön, sonra pencere
Tasarıma pencere çizerek başlamıyoruz. Önce hangi mekânın hangi saatte kullanılacağını yazıyoruz: sabah kahvaltı, öğleden sonra çalışma, akşam oturma. Sonra bu kullanımların hangi yöne bakması gerektiğini belirliyoruz. Pencere en son çiziliyor ve boyutu kullanımın ihtiyacından çıkıyor.
Derinlik, camdan önemlidir
Aynı büyüklükteki iki pencereden biri duvar yüzeyinde, diğeri 40 cm içeride ise iç mekândaki etkileri tamamen farklı olur. Derin pencere, gün ortasında doğrudan güneşi keser, kenarında oturulabilecek bir eşik üretir ve dışarıyı çerçeveler. Cam alanını büyütmek yerine duvarı kalınlaştırmak çoğu zaman daha iyi sonuç veriyor.
İki yönden ışık
Tek yönden aydınlanan odalarda kontrast yüksek olur, derinlikteki yüzeyler karanlıkta kalır. Mümkün olan her yerde ikinci bir ışık kaynağı arıyoruz: bir tepe penceresi, koridora açılan bir yarık ya da kapı üstü bir bant. İkinci kaynak genellikle küçük olabilir; etkisi büyüktür.
Yapay ışık gündüzü taklit etmemeli
Akşam aydınlatması gündüzün devamı değil, mekânın ikinci hâlidir. Genel aydınlatmayı düşük tutup, çalışma ve oturma noktalarında yerel ışık kullanmayı tercih ediyoruz. Böylece mekân akşam küçülür, toplanır; bu da çoğu zaman istenen şeydir.
İlgili Yazılar
Sürdürülebilirlik: sertifikadan önce beş karar
Yeşil bina sertifikası almadan önce, tasarımın ilk haftasında alınacak beş karar enerji yükünün yarısını belirliyor.
Oku